|
Ben Kimim ?
Bir
önceki yazımızda değişimin olmazsa olmaz şartını ortaya
koymuştuk ; Değişim top yekun olur, değişmek istiyorsan
hayatının bütününü değiştirmelisin diye.
|
 |
Şimdi değişmeden önce elimizde ne var,
ona bakalım. Şu andaki “ben”i tanımlayalım.
Sizi oluşturan unsurlar nelerdir?
Maddi unsurları zaten biliyorsunuz; yaşınız , kilonuz,
cinsiyetiniz gibi şahsınıza ait veriler. Maddi unsurları
tanımlamada bir zorluk olduğunu düşünmüyorum. Esas
sıkıntı manevi olarak, “siz kimsiniz” sorusuna cevap
bulmak.
İşte cevaplar ;
1. Ben Zaman’ım ;
Doğumdan ölüme yaşanan her dakika
sizsiniz. Doğmamış veya ölmüş isen “Ben kimim” sorusunun
bir anlamı yok .
Yaşadığın zaman ne yapıyor isen , o
sensin. Yaptıklarının nevi, senin kimliğini oluşturur.
Zamanını nasıl planlıyorsun? Bu soruya verdiğin cevap “
Sen kimsin” sorusuna verdiğin cevaptır.
Bu anlayışla “değişimin” ana açıklaması
da “yaşamınla ne yaptığın” sorusuna verilen cevabı
değiştirmektir.
Hayatındaki belirli bir zaman aralığının,
saatin , gün, ay veya yılın geçişini umursamıyorsan, bil
ki kişiliğine büyük bir saldırı yapıyorsun. Yaşadığı
zamanı önemsemeyen, kendini umursamıyor demektir. Bu
konuda hedef her bir dakikayı önemsemek ve planlamaktır.
|
|
2. Ben İlişkiler’im ;
En çok ilişki kurduğun,
konuştuğun, paylaştığın kişiler kısaca yakın çevren “Ben
kimim” sorusuna verilecek ikinci önemli cevaptır.
Sen ; ailensin,
arkadaşlarınsın, iş çevrensin. Bu insanlarla kurduğun
iletişim kalitesi, sana karşı tavırları, senin
yaklaşımın, senin kişiliğini oluşturan ana unsurlardır.
Bu noktada yaptığın seçimler, seni belirler (ben
ısmarlamadım ki deyişinizi duyar gibiyim, fakat bu başka
bir tartışma konusu olur). Konuyla ilgili ata sözümüz
bile var; “ Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu
söyleyeyim.”
Eşinden, arkadaşlarından, iş çevrenden
sana karşı yapılan muamele ve senin onlara karşı
tutumun aynı karakteristik özellikleri taşıyor ise işte
sen o’sun. Ama farklı karakteristik özellikler taşıyor
ise, sen’i tanımlamak zorlaşır. Ana konudan uzaklaşmak
pahasına bu hususu biraz daha açmak istiyorum;
İşte, evde, veya okulda
birbirinden farklı tipler çiziyorsan, ilk başta önemsiz
gördüğün bu durum, zaman içinde önemli olacak ve sen
evdeki, işteki veya okuldaki tutumundan birini tercih
etmek zorunda kalacaksın. Hangi tarafta daha olumlu bir
geri bildirim alıyorsan, artık o tarafta bulunmak
isteyeceksin. İşte örnek;
|
 |
|
 |
Lisedeyken bir öğretmenimiz çok otoriterdi. Sınıfta çıt
çıkmazdı. Öğrenciler koridorda onunla konuşurken istemeden
sıraya girerlerdi. Sanki vekaleten müdür muaviniydi. Bu kıdemli
öğretmenimiz genç öğretmenleri de korurdu. Malum genç,
tecrübesiz öğretmenlerin derslerinde Lise 3’ler azıya alır. İşte
bizim öğretmenimiz de bu durumlara müdahale eder, otoritesini
pekiştirirdi.
Ben, kütüphane görevlisi olduğum bir gün, istemeden
bu öğretmenin karısıyla yaptığı bir telefon konuşmasına tanık
oldum. Aman Allah’ım ! o yeleli aslan gitmiş yerine sarı civciv
gelmişti. Şok oldum. Adam o kadar abarttı ki, okul içinde
yapacağı nöbetçi yürüyüşünün krokisini bile, bitireceği zaman
dahil anlattı.
Sonra ne mi oldu. Zaman içinde bu öğretmen, tabi ki
otoriter olduğu, kendini iyi hissettiği tarafı seçti; karısından
boşandı, genç bir stajyer ile evlendi…
|
3. Ben İş’im :
Seçtiğiniz iş, onun unsurları sizi belirleyen
etmenlerin üçüncüsüdür. İşimiz neden bizi belirliyor? Bir kere
zamanımızın çoğunu işimizde harcıyoruz. Hırslarımız,
hedeflerimiz, ideallerimiz onunla belirleniyor. İş dünyasında
edindiğimiz tutum ve davranışlar genel karakterimiz oluyor.
Yanlış iş, yanlış insan yaratır. İş,
içine giren adamı kendine benzetmezse mutsuz eder.
4. Ben Düşünce’yim/Ben davranışım :
Tarih içinde “ Ben kimim” sorusuna en çok düşünce,
felsefe bağlamında cevaplar verilmiştir; hatta en meşhuru;
“ Düşünüyorum öyleyse varım”
Yani “Ben” ile “Düşünce” aynı tutulmuştur. Maalesef
bu yaklaşım halka inmemiştir. Çünkü düşünce, (hayat felsefesi)
uygulama alanı bulamadığı zaman bir hiçtir ve Ben’i tarif
etmekten uzaklaşır. Tarihte çok az insan önce düşünüp sonra
yaşamıştır. Belki 68 kuşağı böyle bir kuşaktı. Doğrusu da budur.
Önce felsefeyi oturtmak, sonra karar vermek, sonra tasarlamak ve
sonra icra etmek. Benim amaçlarımdan birisi de böyle bir toplum
yaratılmasına katkıda bulunmaktır. Ama gerçekte yığınlar,
binlerce yıldır, yaşamışlar ve yaşadıklarına göre
kendilerini-düşüncelerini oluşturmuşlardır. O yüzden pratik bir
yaklaşım göstererek önce davranışı değiştirip, sonra felsefeyi
oluşturmak, yani binlerce yıldır olageleni devam ettirmek daha
mantıklı gözüküyor. Aynı çocuklarımızı eğitir gibi, yetişkinleri
de iyi örneklerle ve bazı davranışlarını ödüllendirerek
bazılarını engelleyerek eğitmekte fayda var diyorum.
Kendi hayatımızı da bu açıdan incelersek; değişmek için önce ve
hemen davranışlarımızı değiştirmeliyiz. Felsefi alt yapısı
sonrada oluşacaktır. Bu paralelde “Ben Kimim ?” sorusuna
verilecek son cevabımız; “Ben davranışım” olacaktır.
Saygılarımla.
Ahmet TARAKÇI |