|
İlk yıldızlar da, Orion (Avcı)
takımyıldızındakiler gibi günümüzde oluşumlarını
izlediğimiz yıldızlarla aynı şekilde ortaya
çıkmış olmalılar. Ancak ne yazık ki, yıldız
oluşum sürecinin ayrıntılarını hala tam
anlamıyla kavrayabilmiş değiliz.
Yine de, temel bazı noktalar açık. Öncelikle,
bir yıldız (ve varsa çevresindeki gezegen
sistemi) bir gaz bulutunun, kendi ısısının kendi
ağırlığını dengeleyemeyeceği kadar soğuması ile
oluşur. Bulutun ısısı başlangıçta atomlar ile
moleküllerin rastlantısal hızında sarmalanmış
durumdadır. Atomlar çarpıştıkça, bu ısıyı
atomun/molekülün içsel enerjisine aktarırlar. Bu
da en sonunda buluttan kaybolacak (atılacak)
olan kızılötesi radyasyona dönüşür. Bunun da net
etkisi, atomların hızının yavaşlaması, bulutun
soğuması, içsel basıncının düşmesi ve bulutun
biraz küçülmesidir. Herşey merkezde toplanana
dek çarpışmalar, hızın radyasyona dönüşümü ve
küçülme devam eder. En azından, günümüzde
görebildiğimiz bu.

Ancak, ilk nesil yıldızlar günümüzde oluşanlara
göre daha büyük bir mücadele vermiş olmalılar.
Günümüzde, eski kuşak yıldızların merkezlerinde
sentezleyip ölümleriyle uzaya saçtıkları görece
ağır elementlerden oluşmuş karmaşık moleküller,
bir bulutun ısısını dışarı yayabilmektedir. İlk
yıldızlarsa, Büyük Patlama'da yaratılmış saf
hidrojen ve helyumun bir karışımından ortaya
çıkmış olmalılar. Bu durumda, o sırada
kolaylıkla oluşabilecek tek molekül, molekül
yapısında (moleküler) yani iki hidrojen atomunun
oluşturduğu hidrojendir. Moleküler hidrojense,
su, karbonmonoksit ve karbon atomu gibi etkin
soğutuculara göre çok daha uzun sürede oluşur.
Dolayısıyla, öyle görünüyor ki çok eski
zamanlarda yıldızların oluşumu günümüze göre
daha zorlu bir süreçti.
Kaynak:
Tübitak Bilim
ve Teknik Dergisi |